Uzak doğudan Anadolu’ ya ulaşabilmek için yaptığı uzun yolculuk sırasında evrilerek ve değişerek bildiğimiz halini alan Karagöz, çoğumuzun en fazla çocukluğunda birkaç kez izleyip bu silinmeye yüz tutmuş anılarının arasında zamana direnen ufak ayrıntılar olmanın ötesine geçememekte genelde ne yazık ki. Merak saldığınızda ise yaşınıza ya da başınıza bakmadan gitgide derinleşerek sizi de sarıp sarmalayabilir bana yaptığı gibi.
Kişisel tanışıklığım İstanbul’ a taşındığım yıllarda kapı komşuluğu ile başladı kendileri ile. Kimi zaman karşı penceremde beliren silüetlerin ne olduğunu anlamaya çalıştıktan sonra çaldım kapılarını. Komşum Tacettin Diker’ di (Hayali Taci Baba) ve beni, enerjisi, coşkusu ve bilgisi ile bu denizin kıyısına kadar çekmeyi başardı diyebilirim. Resimde görmüş olduğunuz gözlüklü İstanbul beyefendisi kendileri olur.
Gölge Tiyatrosu bu uzun yolculuktan yorulmamış olsa gerek ki, benim gibi sevenleri ile hala sınırlar aşmakta ve devam etmekte yolculuğuna. Ustamdan ayrılırken, yanımda Polonya’ ya getirdiğim deriler, kalıplar ve el aletleri ile kendi tasvirlerimi yapmaya başladım. Evet, birçoğunun doğum yeri Varşova oldu. Burada doğmuş olup, gün içerisinde dairemizde dinlediğimiz Lehçe yayın yapan radyo istasyonlarını dinleseler de Türkçe’ yi çabucak öğrendiler. Neredeyse hergün benimle konuşup yaklaşık bir asır öncesinin kıyafetleri ile karşımdalar işte. Aralarına katılan her yeni tasvir ile biraz daha renklenip şenleniyorlar. Sahneye çıktıklarında ise aniden memleket havası tütüyor buramburam. Genelde eski İstanbul’ un kimbilir hangi sokaklarında şakalaşıp, kavga edip aşık olup birbirleri ile muhabbete dalıyor veya kimi zaman da hepimiz gibi bir iş tutup hayatlarını kazanmaya çalışıyorlar. Bu uzak diyarda tasvirlerimin konuştukları dili bilen seyirci pek çıkmıyor genelde ama yinede renklerin, ışıkların ve müziğin bu hayali birleşiminden keyif alıyorlar yinede. İşte hepinizi davet etmek istediğim yer de, zaman ve mekanın karman çorman bir hal aldığı bu hayal dünyası.